Ay Gezegeni

 Bu gezegene seyahatimden bahsetmeden önce, gezegenin isminin nereden geldiğini anlatmak istiyorum.

Bilirsiniz, Eski Dünya'nın uydusu Ay adı verilen küçük bir gökcismiydi. İnsanlar, gözlerini biraz olsun açıp daha önce yaşamış büyük şahsiyetlerin hayal gücü pınarından akan çeşmeye ağızlarını biraz olsun dayadıklarında, hemen hemen başlangıçta bu gezegeni keşfedip üzerine önemsiz sıfatını damgalayıvermişlerdi. Lakin önemsiz olan Ay değil, insanın hayal gücüydü tabii ki. Miladı takvime göre (Miladı Takvim: Eski peygamber İsa'nın doğum gününü 0 kabul edip öncesi ve sonrasını Dünyanın Güneş etrafındaki bir tam dönüşünü tamamlaması kadar sürelik 'senelere' bölen zamansal sistem) 1969 yılında zamane insanının Sessizlik Denizi dediği yöreye inan Apollo 11 uzay aracı ile (Uzay aracı yine zamane insanının bir deyimidir; olağan şartlar altın Apollo 11 hiçbir şekilde bir uzay aracı kabul edilemez. Kaldı ki daha sonraları dünyalılar tarafından okyanusa açılan küçük bir kayık olarak görülecektir bu araç.) insanoğlu kendi gezegeni dışında bir gökcismine ayak basmış oluyordu. Şimdinin olayı galaksiler arası seyahat boyutuna çıkarmış canlılarına bu deneyim safça ve garip gelebilir; yine de belirtmekte fayda var, bu deneyim insan ırkına sonsuz bir kapı aralıyor; dahası keşfedilebilir ne şekil uzay cisimleri olduğu hususunda kafalarını adeta tarumar ediyordu.

Geçmişi bu kadar yad etmek yeteri kalır, sözü yazımızın konu edindiği sulara taşımak isterim, izninin olursa, değerli Galaksi Postası okurları, Eski Dünya İnsanları tarafından üzerine ayak basılan, atmosferi içerisindeki gazlar ve olağan hava şartları Eski Dünya insanının yaşamasına başka herhangi bir destek olmaksızın uygun olan ilk gezegendi burası. Kısacası 'yaşanabilir' gezegen de denebilir ki o zamanlar kullanılan deyim de buydu. Yalnız burada çok büyük bir yanlış var ki, insanların bu gezegende geçirdikleri yüzüncü yılda fark ettikleri gibi, bu gezegenin kendine has şartları insan evrimini hızlandırıyor ve dahası başka bir yola sokuyordu. İnsan bağırsaklarında (insanların o dönemki besin dedikleri ve genelde günde üç defa tükettikleri, bir araya gelmiş olağanüstü büyük yapıtaşı parçalarını vücutlarının sorgu işleminden geçirdiği ve dilerse vücuda kabul ettiği boylarından uzun organları) yaşayan binlerce çeşit bakteri de, bu gezegenin ayırdına varılamayacak kadar küçük şartlarına karşı değişkenlik gösteriyordu. Ki bu bakterilerin insan psikolojisi üzerinde yadsınamayacak ölçüde büyük olan etkisi, değişmenin getirdiği kötümser tesirle, daha sonraları 'Birinci Gezegen Savaşı' olarak adlandırılacak o büyük savaşlara yol açacaktı.

İşte değerli okur, üzerinde bulunduğum bu olağanüstü eski gezegenin mistik havasını size bir miktar bu şekilde solutabildiysem, benden mutlusu galakside yoktur!